İZLEDİĞİM FİLMLER LİSTESİ 2019-III




21) Mad Max Fury Road/George Miller: Filmi daha önce izlemiştim. Bu defa ödev konusu olarak tekrar izledim ve klasik anlatının dışına çıkan yönlerini bulmaya çalıştım. Filmle ilgili söyleyebileceğim en temel şey takip sahnelerinde kullanılan kamera hareketlerinin beni etkilediği olabilir. Film eleştirel yönünden çok, görselliği ile etkiliyor izleyeni. Aksiyonu bol, eleştiri potansiyeli yüksek ancak yine de eleştiriden uzak bir film.

22) Shazam/David F. Sandberg: Marvel Sinema Evreni oluşturulduktan ve başarılı olduktan sonra DC cephesi hızlı adımlarla bu başarıyı yakalamak istedi. Kısacası Marvel’in yürüyerek gittiği yolu koşarak aşmak istedi ancak hızlı gitmeye çalışırken tökezleyip düştü. Bu süreçte seyirciyi hüsrana uğratan bir “Justice League” filmi ortaya çıktı. Ancak sonrasında gelen “Aquaman” ve şimdi vizyona giren “Shazam” filmleri “DC Genişletilmiş Evreni” konusunda daha olumlu fikirlere sahip olmamı sağladı. DC cephesinde güzel şeyler olacak.

23) Quest for Fire/Jean-Jasques Annaud: 1981 yapımı bir film ve ilk çağlarda insanın ateşi kontrol sürecini anlatıyor. Kostüm tasarımı, oyunculuklar ve mizansen bana göre oldukça iyi hazırlanmıştı. Ancak klasik anlatılı bir film olarak seyirciye eleştirel hiçbir şey sunmayan, sadece hikaye anlatan bir filmdi benim açımdan.

24) John Wick/Chad Stahelski-David Leitch: Hollywood filmleri her zaman içimizdeki duyguları doyurur. Bizi düşündürmekten çok eğlendirir. John Wick’de işte böyle bir film. İçimizdeki şiddet duygusunu ve arzusunu doyururken aynı zamanda bizi eğlendiriyor. Adeta bize bir şiddet güzellemesi sunuyor; aksiyon ve dövüş sahnelerinden zevk alırken, suçlu ya da suçsuz ölen onlarca insan hakkında neredeyse hiç düşünmüyoruz ve bir üzülme ya da acıma hissetmiyoruz. Bu film insan doğasının şiddeti arzulayan yanına sesleniyor.

25) Creed II/Steven Caple Jr.: Söyleyebileceğim tek şey; Soğuk Savaş bitti ama Amerikalılar hala Rusları Rusya’da yendik demek için yanıp tutuşuyor. 30 yıl sonra bile hala aynı masalı anlatıyorlar.

26) At Eternity’s Gate/Julian Schnabel: Filmle alakalı olarak söyleyebileceğim iki şey var. Öncelikle kendine has kamera kullanımıyla kesinlikle klasik anlatıdan ayrılıyor ve izlediğimizin bir festival filmi olduğunu bize hissettiriyor. İkinci olarak ise, bir ressamın biyografisini anlatan bir film olarak gerçekten tabloluk manzaraların barındığı birçok sahne film boyunca karşımıza çıkıyor.

27) Gurbet Kuşları/Halit Refiğ: Yine kadına, batıya, medeniyete ve Müslüman olmayana yönelik negatif bir anlatım. Cehalet, kalıbından taşmamak mutluluktur diyen bir Yeşilçam filmi daha. Sinema toplumu uyandıracak en güçlü araçtır ancak Yeşilçam, yönetmenleriyle, yapımcılarıyla bu toplumu sadece uyutmuş. Kadın suçlu, Müslüman olmayan kötü; erkek haklı, Anadolu insanı iyi ve masum...ülkemizin bugün bu noktada olmasında Yeşilçam’ın payını çokça düşünmek lazım. Ustalara saygı tamam! Ama...

28) Etki Altında Bir Kadın-A Woman Under The Influence/John Cassavetes: Diyalogları ve kamera açılarıyla ve elbette “2 saat 27 dakikalık” uzunluğu ile beni oldukça yoran ve son zamanlarda izlerken gerçekten çile çektiğim bir film oldu bu. Kendimi ne hikayeyle bütünleştirebildim ne de eleştirel bakabildim. Yaptığım tek şey bir an önce bitmesini beklemek oldu. Çok sıkıldım.

29) Paris’te Bir Amerikalı-An American In Paris/Vincente Minnelli: Bol prodüksiyonlu, müzikal türünde ve stüdyoda üretilmiş bir Hollywood filmi. Bu filmle ilgili bir şey, yani Paris’i bir sanat şehri olarak konumlandırması, bana Woody Allen’ın “Paris’te Geceyarısı” filmini anımsattı.

30) Hellboy/Neil Marshall: Bende birçokları gibi eski iki filmi ve eski Hellboy’u sevenlerdenim ama zamanla buna da alışmak mümkün. Klasik bir orijin filmiydi, karakteri bize tanıtan. Devam filmlerine bakmak lazım; Hellboy’un asıl değeri o zaman anlaşılacak.

Bir önceki listeye buradan ve bir sonraki listeye de buradan ulaşabilirsiniz.


Kazan

Yorumlar