İZLEDİĞİM FİLMLER LİSTESİ 2019-XIV




131) Joker/Todd Phillips: İlk yarım saat içerisinde, filmi izlemeyi bırakmayı ciddi ciddi düşündüm; bunu kabul etmem lazım. Ancak trende yaşanan cinayetten sonra, yani kırılma anından sonra işler ilginçleşmeye başladı ve gerilim güzel tırmandı. Ama yine de şöyle bir dönüp bakınca, ben o kadar da çok etkilenmedim. Adını koyamıyorum ama bir şey eksik kalıyor. Filmin adı “Joker” ancak biz bu iki saat boyunca Arthur Fleck’in hikayesini izliyoruz. Joker, sadece bir ambalaj. Arthur’un yaşadıkları başlı başına güçlü bir hikaye ama dürüst olmak lazım. Bu film bize Arthur Fleck’in hikayesi olarak sunsalardı, bu kadar yoğun bir talep olmazdı. Yapımcı, yönetmen, sorumlu kişiler, çok güzel bir reklam kampanyası yaptılar. Ellerindeki güzel yiyeceğe çok güzel bir ambalaj hazırladılar ve bir talep oluşturdular arz için. Görüyoruz ki kampanya başarılı. Çizgiromanın fantezi dünyasından uzak ve gerçeğe yakın bir Joker hikayesi; böyle baktığımızda da aslında ürkütücü. Batman-Joker savaşını bir kenara koyup sadece bu film özeline bakınca; Arthur’un yaşadıkları, verdiği mesajlar vs. film bu yönleriyle çok kuvvetli. Zaten oyunculukların ve sinematografinin tartışılacak bir yanı yok ama Arthur’un Joker hali belki bira daha uzun sürse, gerçekten bir Joker filmi izlediğimi hissederdim ama benim şimdi hissettiğim; bir çeşit cinnet filmi izlediğim.

132) Davacı/Zeki Ökten: Kemal Sunal’ın oynadığı filmleri çocukluğum boyunca sadece güldürü öğeleri sebebiyle izleyip sevdim. Ancak, şimdi tekrar dönüp bu filmleri izlediğim zaman bazılarının ne kadar eleştiri dolu olabildiğini anlıyorum. “Davacı” da o filmlerden birisi. Dönemin adalet sistemine eleştiri okları yöneltiliyor. Filmin, bir avukatın yazdığı bir romandan uyarlama olması ise eseri daha güçlü bir hale getiriyor. Hikayenin temelini oluşturan bu sürüncemede kalma durumu ise insanın aklına Kafka’nın “Dava” adlı eserini getiriyor. Orada da hukuk sistemine bir eleştiri vardı ve bu eleştiri, oldukça kasvetli bir dille anlatılıyordu. Ancak bu film, benzer bir eleştiriyi daha bizden bir hikaye ile, komedi unsurlarını işin içine dahil ederek yapıyor. İzlenmesi gereken Türk filmlerinden birisi bana göre. Filmde Demet Akbağ ve Erkan Can gibi günümüzün “usta” olarak anılan sanatçılarını bu filmde adeta figüran olarak görmek ise başka bir taraf elbette.

133) Star Wars: The Rise of Skywalker-Yıldız Savaşları: Skywalker’ın Yükselişi/J. J. Abrams: Yani, ne demeli bilemiyorum. Her zaman da olumsuz eleştiri yapmanın bir yolunu aramaya gerek yok. Ben filmi beğendim. Hatta, üçleme içinde en çok bu filmi beğendim dersem hiç de abartmış olmam. Rahatsız olduğum sadece iki nokta var. Bir; filmin kötüsü olarak geçmişten bir karakteri, Palpatine’i hortlatmış olmaları ve iki; Rey’in Palpatine’nin torunu olması. Açıkçası hikaye böyle kurgulanmışken “The Rise of Skywalker” yerine “The Rise of Palpatine” deseymişsiniz daha iyiymiş. Şaka bir yana, filmin finali ile verdiği mesaj gayet güzeldi. Aile olmak demek illa kan bağına sahip olmak demek değildir. Aile kavramı, kan bağından çok daha öte bir şey.


Bir önceki listeye buradan ve bir sonraki listeye de buradan ulaşabilirsiniz.

Kazan

Yorumlar