İFL 2021-III



21) Miraculous World: New York-United HeroeZ-Mucize: Mucizevi New York/Thomas Astruct (2021): Favori animasyon süper kahraman dizim olduğunu söyleyemem ama küçük kardeşim ile oturup izlemekten zevk alıyorum. “Paris”in meşhur süper kahramanları “Uğur Böceği ile Kara Kedi”, bu defa da bu özel film bölümünde “New York” şehrini kötülerin hain planlarından kurtarıyorlar. İzlerken hiç sıkılmadığımı itiraf etmem lazım; hem çok uzun bir film de değil. Üstelik bu tarz, Paris dışı maceraları daha da sık göreceğiz anlaşılan.



22) Rose Adası’nın İnanılmaz Hikayesi/Sydney Sibilia (2020): Temelini gerçek olaylardan alan güzel bir İtalyan filmi. Bu filmi izledikten sonra düşünüyorum da dünya bir noktada hiç değişmemiş veya değiştiyse bile bu değişim olumsuz bir yönde olmuş. 1968 yılında genç kuşak özgürlük için sokaklara döküldü, bu uğurda gerekirse canından bile oldu ama 2021 yılından bir bakış sergilediğimizde görüyoruz ki hiçbir şey değişmedi. Belki teknoloji gelişti, isimler değişti ama örümcek kafalar ve korkular, ülke, inanç, kültür ayırmaksızın aynı kaldı. Özgürlük bir ütopya ve 1968 yılında da, 2021 yılında da gençlik aynı ütopyanın peşinde ama ütopyayı ütopya yapan da zaten hiç gerçek olmaması değil mi? Yaşadığımız distopik dünyada her daim, her zaman ve mekanda, bir ütopyaya tutunuyoruz; her birimizin özgür ve de eşit olabileceği bir dünya ütopyasına. Tıpkı filmde de denildiği gibi; dünyayı değiştirmeliyiz ya da en azından denemeliyiz. Değişim bazen yalnızca bir kişi ile başlar. Filmler izlemekle, kitaplar okumakla, gezmekle, görmekle, düşünmekle; değişim önce seninle başlar. O yüzden şimdi kendine bir iyilik yap ve güzel bir film izle. Mesela, özgürlük uğruna açık denize ada inşa eden bir adamın hikayesini izle. Şimdiden iyi seyirler.



23) Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği-The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring/Peter Jakson (2001): Filmi yeni baştan, ekstra sahneler içeren, uzun versiyonu ile izlemek oldukça faydalı oldu. Kitapları okumamış, sadece filmler üzerinden bu evreni sevmiş biri olarak izlediğim ekstra sahnelerin ışığında yeni bilgiler elde etmiş oldum. Üç buçuk saat sürdü ama buna kesinlikle değdi. Sanki ilk defa izlemişim gibi bir his uyandırdı içimde ve her anından zevk aldım. Sonraki iki filmi de arayı açmadan, uzun versiyonları ile tekrar izleyeceğim. Böyle filmler gerçekten sinemanın gücünü bana tekrar tekrar hatırlatıyorlar.



24) Dark Waters/Todd Haynes (2019): Çocukluğumdan beri annemin söylediği bir laf aklımı kurcalamıştır; “Teflon tavayı çizme sakın, dikkat et yoksa kanser olursun.” derdi. Bu filmi izledikten sonra bu söylemin gerçek manasını tam anlamıyla kavradım ve rahatlıkla söylemeliyim ki kapitalist dünya bizi zehirliyor. Para için yaşadığımız bu dünyada, onu her daim daha çok kazanmak için yapmayacağımız şey yok. Ne kadar acı bir gerçek. Bu film de kapitalist sistemin acı gerçeğini 17 yıl süren bir dava üzerinden bir kez daha tokat gibi suratımıza çarpıyor. Evet çok tempolu bir film değil ama anlamlı bir film; düşündüren, sarsan bir film. Bol düşünmeli seyirler.



25) Tüysüz’ün Yolculuğu/Eric D. Cabello Diaz (2021): Yani Meksika kültürü ve Aztek mitolojisi hakkında ilgimi arttırmış olduğunu söylemem mümkün ama oldukça özensiz bir senaryoya sahipti. Üstelik animasyon tarzını da sevmedim. Yine de doğayı korumalıyız gibi güçlü bir mesajı olması güzeldi. Sonuç olarak; umut veren birkaç nokta bulunmasına rağmen, izlediğime pişman olduğum bir film oldu. Pek tavsiye etmem.



26) Gökteki Kale/Miyazaki Hayao (1986): Adı, hikayesi, karakterleri değişşe bile derdi değişmeyen bir başka “Miyazaki” filmi daha. Uzun süre, gereksiz bir direnç gösterdim Miyazaki filmlerine karşı; özellikle izlemedim diyebilirim ama her defasında anlıyorum ki büyük bir kayıpmış bu yaptığım. Şimdi ise tam anlamıyla tadını çıkarıyorum filmlerin ve her defasında yönetmenin doğa sevgisini tekrar tekrar görüyorum. Miyazaki, çok güzel bir şey söylüyor; hepimiz topraktan geldik ve yine toprağa döneceğiz. Biz bu dünyanın efendisi değil bir parçasıyız ve ona hükmetmeye çabalarken zarar vermek yerine, uyum içinde yaşamaya çabalamalıyız. Elbette bu film, daha çok şey içeriyor ve üstüne konuşulacak daha birçok konu var. O yüzden kesinlikle izleyin derim. Belli mi olur; belki bir gün, bir yerde, üstüne konuşma şansımız olur. Şimdiden iyi seyirler.



27) Yüzüklerin Efendisi: İki Kule-The Lord of the Rings: Two Towers/Peter Jakson (2002): Tıpkı “Yüzük Kardeşliği”nde olduğu gibi, bu film de ekstra sahneler ile çok daha açıklayıcı olmuş. Gerçekten insanın tekrar ve tekrar izleyeceği filmlerden. Arayı çok açmadan son filmi de izlemem lazım. Uzun uzun yazmaya, açıklamaya gerek yok. “Yüzüklerin Efendisi”, her daim izlenir.



28) Aşk Garanti/Mark Steven Johnson (2020): Üstüne fazla konuşmak istediğim bir film değil. Yani izlerken eğlenmedim desem yalan olur ama dönüp de bir daha da bakmam herhalde. Tek gecelik bir ilişkiydi; “Yüzüklerin Efendisi” ya da “Kibar Feyzo” gibi tekrar tekrar döneceğim bir birliktelik olmaz. Merkezine flört uygulamaları üzerinden aşkı arayan ama bulamayan bir adamı alan bu film, elbette sonunda mutlu sona ve aşka ulaşıyor. Film bize diyor ki; aşk, aramakla bulunmaz. Hiç ummadığın bir anda, hiç ummadığın bir yerde ve elbette hiç ummadığın bir kişinin suretiyle çıkar karşına. Romantik komedi sevenlere tavsiye ederim.



29) I Care a Lot/J. Blakeson (2021): Film bize, tam anlamıyla nefret edeceğimiz bir ana karakter sunuyor. Öyle ki cezalandırılması için yanıp tutuşurken, karakterin yüzleştiği mafya bile daha sempatik geliyor insana. Düşünsenize bir; yaşlı insanları huzurevlerine tıkıştırıp mal varlıklarına çöken bir insan var ve film belli bir noktaya kadar tüm süreci onun lehine ilerletip acaba mı diye sorduruyor. Acaba sonunda bu karakter hiçbir ceza almayacak mı? Yaptığı her şey yanına kar mı kalacak? Böyle sorular ile adeta filmden nefret ediyorsunuz ki ben kendi adıma kesinlikle böyle hissettim çünkü onu yok etmesini umduğumuz havalı mafya yani “Peter Dinklage” tarafından canlandırılan karakter, birçok açıdan beceriksiz kişiler ile çevrili halde sunuluyor. İki kişi, mafya liderinin canına okuyor ve bence bunu oldukça basit bir şekilde yapıyorlar. Ama yönetmenin hikaye kurgusundaki “o silah gösterilirse mutlaka patlar” mantığını çok sevdim. Bizi uzun süre diken üstünde tutup en sonunda talep ettiğimiz, arzuladığımız sona kavuşmamızı sağlıyor. Yine de, kötüler gerçekten her zaman yaptıklarının cezasını çekerler mi yoksa yaptıkları yanlarına kar kalarak hep daha fazlasını mı elde ederler? Bu filmle ilgili birileri ile konuşmayı çok isterim; özellikle sonu üzerine. Sizce film tam olarak nerede bitmeliydi? Mevcut sonu mu tercih edersiniz yoksa o sahneye gelmeden bitmesi mi daha sarsıcı olurdu? Fikirleri dinlemek isterim.



30) Noel Hediyesi Bombardımanı/Martin Wood (2020): Bir yönüyle klasik bir “Noel” filmi; paylaşmak ve de yardımlaşmak üzerine kurulu ama bir açıdan da farklı bir yapım çünkü kış ile özdeşleşen Noel’i alıp tropikal bir iklime taşımış. Eğlenceli, romantizm de içeren bir film. Beğendiğimi söylemem lazım. Ancak dürüst olmam gerekirse; filmin sonuna kadar fazlasıyla yoğun bir ordu propagandası hissetmiştim. Yani film bir ABD ordu üssünde geçiyor ve askerler, Pasifik adalarına yardım taşırken bilindik Amerikan ordusu izlenimini değiştiriyorlar. Bunu ben son ana kadar bir ordu güzellemesi olarak düşündüm ama film biterken gördüm ki aslında anlatılan hikaye gerçekmiş. Yani en azından adalara Noel zamanı yardım paketleri bırakma geleneği gerçek. Bu bilgi, filmi gözümde daha değerli bir noktaya taşıdı. Çok uzun bir film de değil ayrıca. Hemen izleyip bitirebilirsiniz. Şimdiden iyi seyirler.


Bir önceki listeye buradan ve bir sonraki listeye de buradan ulaşabilirsiniz.


Kazan.

Yorumlar